reformun osmanlıya etkisi maddeler halinde
ReformHareketlerinin Sonuçları Nedir. 1) Avrupa’da mezhep birliği parçalanmıştır. Katolik ve Ortodoks mezhepleri yanında Protestan, Kalvenizm ve Anglikanizm mezhepleri ortaya çıkmıştır. 2) Papa ve din adamları saygınlıklarını kaybetmişlerdir. 3) Katolik Kilisesi yeni düzenlemeler yapmak zorunda kalmıştır.
Fransız İhtilali, halkın eşitlik, adalet ve kardeşlik sloganıyla monarşiye karşı ayaklanmasıdır. Bu ayaklanmanın herhangi bir ayaklanmadan farkı, ilk kez monarşi fikrinin tartışmaya açmış olmasıdır. Fransız İhtilali sonucu kral ve kraliçe giyotine yollandı. İhtilal sonucu ortaya, Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildiri’si çıktı. Fransız İhtilali denilen
MÜCTEBAİLGÜREL. “Celâl’e mensup” anlamına gelen Celâlî tabiri, XVI. yüzyıl başlarında isyan eden Bozoklu Şeyh Celâl’le ilgilidir. Celâlî isyanları başlangıçta, Osmanlı idaresinden memnun olmayan zümrelerin ve Şiî eğilimli Türkmen gruplarının Safevîler’in de tahrikiyle devlete baş kaldırmaları şeklinde
Bununla birlikte, Wikström, reformun, özellikle üye ülke sistemlerinin uyumlu hale getirilmesine yönelik olarak umduğu kadar iddialı olmadığını da belirtmiştir. Muhtelemen Wikström’ün kastettiği en önemli eksiklik, taslak Direktif’in ilk halinde yer alan, ancak nihai taslaktan çıkartılan “resen inceleme” başlıklı
Osmanlıİmparatorluğu kapitülasyonları. Osmanlı kapitülasyonları, Osmanlı İmparatorluğu 'nda yabancılara verilen ekonomik, adli, idari vb. hak ve ayrıcalıklardır. Kapitülasyon kelimesi Latince "şartlar, fasıllar, maddeler" anlamına gelen "capitula" sözcüğünden türemiş olup "teslim olma" anlamı galat-ı meşhurdur .
Rencontre Avec Joe Black Streaming Vf Gratuit. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü kolay olmamış, Osmanlı Devletinin gerilemesi ve yıkılışı birçok iç ve dış nedenin bir araya gelmesiyle uzun bir sürecin sonunda gerçekleşmiştir. 17. Yüzyılın sonlarında başlayan gerileme dönemi, 19. Yüzyıla gelindiğinde artık bir çöküş dönemine dönüşmüş ve Osmanlı Devleti, kendi bağımsızlığını dahi koruyamayacak bir devlet haline gelmiştir. Nitekim bu durumun bir sonucu olarak, Rus Çarı I. Nikola’nın 1853 yılında ülkesindeki İngiliz elçisine Osmanlı Devletini tanımlamak için kullandığı “Hasta Adam” tabiri, Osmanlı Devletinin bu dönemde düştüğü durumu özetlemesi açısından oldukça önemli bir örnektir. Yeniçağların yarattığı gümüş enflasyonu, denizaşırı ticaret gemicilik ve ateşli silahlar teknolojisindeki gelişmeler, Osmanlı toplumsal siyasal düzenini sarsan olaylardır. Ayrıca ülkede tımar sisteminin bozulması, Balkanlar ve Anadolu’daki karışıklar, bu kötü gidişe yeni boyutlar eklemiştir. Klasik Osmanlı düzeninin bozulmasının ilk somut örneği 7 Ekim 1571’deki İnebahtı Mağlubiyetidir. Bu mağlubiyet sonucunda Osmanlı Devleti, Akdeniz yani Mısır, Kuzey Afrika ve Lübnan gibi ülkeler üzerindeki iktisadi ve siyasi hâkimiyetini kaybetmiş, bu bölgelerde Avrupalı güçler hâkimiyet kurmaya başlamıştır. Osmanlı düzeninin bozulmasının önemli bir nedeni de tarımsal-sınai yapıları değişen ve güçlenen iki devlet Avusturya ve Rusya’nın Akdeniz ekonomik ilişkileri içine girmeleridir. Bu nedenle bu ülkeler Akdeniz ve Balkanlar bölgesinde aktif bir savaş ve iktisadi yayılma politikası izlemeye başlamışlardır. İki önemli anlaşma bu yayılma politikasının somut göstergesidir. Bunlardan ilki 1699’da Avusturya ile imzalanan Karlofça anlaşmasıdır. Karlofça Anlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa devletleri karşısında eski gücünü kaybetmiş ve bir askeri gerileme dönemine girmiştir. İkinci anlaşma 1774 yılında Rusya ile imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşmasıdır. Bu anlaşma ile Rusya, Osmanlı Ortodokslarının koruyucusu olarak tanınmıştır. Bu olay da Osmanlı gerilemesinde hızlandırıcı bir nokta olarak sayılır. Osmanlı devletinin bu çöküşe karşı getirdiği ilk öneriler ise toplumdaki ve dünyadaki değişikliği gerçekçi nedenleriyle teşhis edebilen ileriye dönük öneriler olmamıştır. Osmanlı Devleti’nde geri kalmışlığın bilincine varılmış; Avrupa savaş tekniği kadar sanayisinin de üstünlüğü anlaşılmış ve bu dönemden itibaren Osmanlı Devletinde ıslahat girişimleri başlamıştır. Osmanlı Devletinin yıkılma nedenlerine geçmeden önce vurgulamamız gereken diğer bir önemli nokta, Osmanlı Devletinin gerilemesine yönelik nedenleri doğrudan ya da tamamen devlet idaresine odaklamak ya da sadece siyaset ve savaşla açıklamaya çalışmanın hatalı ve yanlış olacağıdır. Bu bağlamda Osmanlı gerilemesini dünya tarihinin genel paradigmaları içinde değerlendirmek ve çağdaşlarıyla kıyaslayarak ele almak bir zorunluluktur. Osmanlı’yı Yıkan Ekonomik NedenlerCoğrafi KeşiflerSanayi DevrimiOsmanlı Toprak SistemiKapitülasyonlarDış BorçlarToplumsal ve Yönetimsel NedenlerYeteneksiz PadişahlarİsyanlarSavaşlarMilliyetçilikAydınlanma DevrimiKültürel Emperyalizm SONUÇ Osmanlı’yı Yıkan Ekonomik Nedenler Coğrafi Keşifler İmparatorluk üzerinde ekonomik olarak önemli sayabileceğimiz ilk olumsuz etkiler, Coğrafi Keşifler olarak adlandırılan süreçle doğmuştur. Coğrafi Keşifler, Osmanlı İmparatorluğu sınırlarından geçen eski ticaret yollarının önemini yitirmesine yol açarak hem vergi gelirlerinin azalmasına hem de bu yollar üzerinde bulunan şehirlerdeki ticaret hayatının sönmesine yol açmıştır. Sanayi Devrimi Coğrafi Keşifler sayesinde Avrupa Devletleri sınırsız hammadde kaynaklarına ve değerli maden bolluğuna kavuşmuşlardır. Bu durum, Sanayi Devriminin Avrupa’da ortaya çıkmasına neden olarak, Avrupa Devletlerinin Osmanlı’nın çok ötesinde bir ekonomik üstünlüğe ulaşmasını sağlamıştır. Bu ekonomik üstünlük, çok geçmeden askeri ve siyasi üstünlüğü de beraberinde getirmiştir. Osmanlı Toprak Sistemi Osmanlı Devletinin yaşadığı mali zorluklar ve vergi kaynaklarında yaşanan daralmalar, Osmanlı toprak sisteminin temel dayanaklarından bir olan Tımar Sisteminin sonunu getirmiştir. Nakit para ihtiyacına daha çabuk yanıt verebilecek olan İltizam sistemini uygulamaya koyan Osmanlı, belli bölgelerdeki vergi haklarını nakit para karşılığında mültezim denilen kişilere satmıştır. Bu durum, hem merkezi otoritenin bozulmasını hem de halk arasında hoşnutsuzluğun artmasına yol açmıştır. Kapitülasyonlar Osmanlı Devletinin ekonomisi üzerindeki en yıkıcı etkiyi hiç şüphe yok ki, Kapitülasyonlar yapmıştır. İmparatorluğun güçlü olduğu dönemlerde ticaret hayatına canlılık kazandırmak amacıyla uygulamaya konan Kapitülasyonlar, İmparatorluğun zayıflamasıyla onun istismarı için birer araç haline gelmiştir. Özellikle 1838 yılında imzalanan Osmanlı-İngiliz ticaret antlaşması Kapitülasyonların geldiği son noktadır. Bu antlaşmayla yabancıların Osmanlı Devleti içindeki ticari faaliyetlerini sınırlayan kısıtlamalar tamamen kaldırılarak, Osmanlı ekonomisine büyük bir darbe indirilmiştir. Avrupa devletleri bu süreçte, ihracatlarını arttırmaya, ithalatlarını azaltmaya ve yerli üretimlerini dış rekabetten korumaya çalışan merkantilist politikalar uygularken, Osmanlı Devleti kapitülasyonlar nedeniyle tam tersi bir uygulama içerisinde olmuştur. Üretici yerine tüketiciyi korumaya çalışan Osmanlı ekonomisi, merkantilist Avrupa’nın aksine kârı değil, pazardaki malı bollaştırmayı hedeflemiştir. İthalat kapitülasyonlar aracılığıyla desteklenirken, ihracat ise yüksek vergiler sayesinde kösteklenmiştir. Dış rekabetin tamamen serbest bırakıldığı böylesi bir ortamda, yerli üretim tamamen çökmüş, ihracat sadece hammaddeyle sınırlı kalmış ve birçok üründe ithalata bağımlı hale gelinmiştir. Osmanlı Devletinde sermaye birikimine ve yatırıma imkân bırakmayan Kapitülasyonlar, İmparatorluğun Avrupa’nın ucuz hammadde deposu ve açık pazarı haline gelmesini sağlamıştır. Dış Borçlar Osmanlı Devleti ilk dış borcunu 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında almıştır. İmparatorluk başlangıçta borçlanmamak için gösterdiği direnci bu ilk dış borçtan sonra sürdürememiş, hesapsız ve ihtiyatsız bir şekilde ve gittikçe ağırlaşan şartlarda yeni dış borçlar almaya devam etmiştir. Böylece dış borçlar, Osmanlı’yı yıkıma götüren önemli bir neden olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu dış borçların yatırım ve kalkınma amacıyla değil, savaş giderlerini karşılamakta ve gösterişli harcamalarda kullanılması, devletin bir süre sonra borç faizlerini bile ödeyemez duruma düşmesine neden olmuştur. Nihayet, 1881 yılında alacaklı ülkeler tarafından kurulan Düyun-u Umumiye yani Genel Borçlar idaresi ile Osmanlı devletinin gelirlerinin büyük bir bölümü denetim altına alınmıştır. Toplumsal ve Yönetimsel Nedenler Osmanlı Devleti’nde ekonomik alanda yaşanan bu olumsuzluklar, yönetimde, devlet kurumlarında, sosyal ve kültürel yapıda yani devletin hemen hemen her alanında büyük bir gerileme süreci başlatmıştır. Yeteneksiz Padişahlar “İyi padişahlar başa geçince devlet yükselmiş ve gelişmiş, kötü padişahlar başa geçince devlet gerilemeye başlamıştır” şeklindeki çok bilinen ifade, ekonomik ve tarihsel koşulları göz ardı etmesi nedeniyle ve olayı iyi padişah-kötü padişah şeklinde basitleştirmesi nedeniyle oldukça yüzeysel bir açıklamadır. Ancak Osmanlı İmparatorluğu mutlakıyetle yönetilen bir devlet olduğundan, elbette padişahların devlet yönetme yetenekleri devletin kaderinde etkili olmuştur. Ancak bu durumu abartmak ve tarihsel-toplumsal koşulların önüne koymak doğru değildir. Büyük bir imparatorluğun gerileme ve çöküş nedenini sadece yönetimsel eksiklikler ve başarısızlıklar üzerinden okumak hiç şüphe yok ki, dünya tarihinin parametlerini gözden kaçırmak anlamına gelir. İsyanlar Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar ve halka karşı yönetimde yaşanan adaletsizlikler, Osmanlı topraklarındaki toplumsal istikrarı bozmuş ve gerilemeyle birlikte Osmanlı Devleti, birçok toplumsal içerikli ayaklanmayla baş etmek zorunda kalmıştır. Bunlardan en önemlisi, 17. Yüzyıl boyunca Anadolu’da yaşanan Celali Ayaklanmalarıdır. Ayrıca ekonomik düzenin bozulması, köy ve kasabalarda devlet otoritesinin zayıflamasına yol açarak eşkıyalık gibi birtakım asayişsizlik olaylarının çoğalmasına yol açmıştır. Savaşlar Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren sürekli olarak savaşmak zorunda kalan bir devlet olmuştur. Başlangıçta büyümek ve yayılmak için daha sonra da sınırlarını korumak için sürekli olarak savaşan devlet, son dönemlerinde de özellikle Rusya’nın kendisine karşı izlediği emperyalist politikaya karşı mücadele etmek zorunda kalmıştır. Yıllarca süren ve çoğunlukla da yenilgiyle sonuçlanan bu savaşlar Osmanlı Devleti açısından maddi ve manevi büyük kayıplara neden olmuştur. Milliyetçilik Osmanlı Devletinin yıkılmasının bir diğer nedeni Milliyetçilik’tir. Fransız Devrimi ile birlikte başlayan milliyetçilik hareketleri, Osmanlı gibi çok uluslu bir imparatorluk için oldukça olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Başta Sırp ve Yunan ayaklanmaları olmak üzere Balkanlar’da çıkan milliyetçi isyanlar devleti uzunca bir süre uğraştırmış ve yıkıma götürmüştür. Aydınlanma Devrimi Osmanlı Devleti, Yeniçağ’ın başlarında Avrupa’da başlayan Rönesans, Reform ve Aydınlanma gibi gelişim ve değişim süreçlerinin dışında kalmış, bu durum Osmanlı Devletinin dağılmasında önemli bir rol oynamıştır. Batı dünyasının aksine Osmanlı ise pozitif bilimlere önem vermemiş, dinsel geleneğe ve din eğitimine bağlı kalmayı sürdürmüştür. Osmanlı eğitim sistemi, gençlere sosyal ve ekonomik hayatta üretici olabilecekleri bir işlev kazandırmaktan ziyade tamamen din eğitimine odaklanmış ve dini içerik kazanmıştır. Bu durum, devletin ekonomik ve toplumsal olarak kalkınabilmesini neredeyse imkânsız bir duruma sokmuştur. Batı, önce hümanizma ve Rönesans ile birlikte bireyi ve yaratıcılığı merkeze koymuş, sonra da on yedinci yüzyılda Bilimsel Devrim, onsekizinci yüzyılda ise Aydınlanma Devrimi ile birlikte büyük bir zihinsel ve kültürel dönüşüm yaşamıştır. Nihayetinde tüm bu süreçlerin katkısıyla Sanayi Devrimini başlatan Avrupa, “Makine Uygarlığı” na geçiş yapmıştır. Makine sayesinde günden güne güçlenip büyüyen bu devletler, ucuz hammadde için sömürge, mamul maddeleri içinde pazar arayan dünya lideri ülkeler olmuşlardır. Kültürel Emperyalizm Osmanlı Devletini yıkan ve Batılı güçlerin Osmanlı’ya daha rahat nüfuz edebilmesini sağlayan bir diğer etken ise Kültürel Emperyalizm olmuştur. Bu devletler, özellikle gayrimüslim tebaayı hedefleyerek, İmparatorluğun çeşitli bölgelerinde açmış oldukları okul, hastane ve benzeri kurumlar aracılığıyla kendi kültür ve dillerini yaymışlardır. Bu durum, gayrimüslimler arasında milliyetçiliğin yükselmesine ve Osmanlı devletine olan düşmanlığın artmasına yol açmıştır. SONUÇ Sonuç olarak Osmanlı Devleti, Batıdaki devletlerin dönüşümü ve üstünlüğü karşısında yetersiz kalmış, Ulus-devletler ve milliyetçilik çağında çokuluslu bir imparatorluk olması, Sanayileşme çağında tarım ekonomisini sürdürmeye çalışması ve Modernleşme çağında geleneksel olan tasfiye edememesi nedeniyle dağılmış ve yıkılmıştır.
Matbaacılık, bir kalıp ve boya vasıtası ile bir şeklin bir yüzey üzerine çok miktarda kopyasının çıkarılması ve kitap meydana getirmede kullanılan tekniktir. Kağıdı icat eden Çinliler, matbaayı da ilk olarak kullanmışlardır. Bunu ilk olarak kullanan, kâğıdı da ilk icat eden basım tekniğinin yetersizliği ve geniş yazılara uygun olmaması nedeniyle arayışlar Mainz Meynz kentinde Johann Gutenberg Yohen Gutınberg hareketli harflerle baskı tekniğini 1440’lı yılların sonuna doğru buldu ve 1452- 1455 yılları arasında hareketli harflerle iki ciltlik İncil temsilîAvrupa’da kâğıt ve matbaa kullanılınca düşünce ve bilgi hızla yayıldı. Rönesans’ın doğuşu ve yayılışı matbaanın icadıyla yakından ilgiliydi. Bu dönemde kitap yazma niteliklerini taşıyan bilim adamı veya düşünürlerin, kendilerini himaye edenlerden bağımsız olarak yazabilme ortamını elde etmeleri, düşüncenin özgürleşmesinde son derece etkili oldu. Doğaya ilişkin doğru ve güvenilir bilgi elde etmek için gerekli olan yöntem arayışı bu döneme damga yöntemin araçları olarak gözlem ve deney üzerinde durulmuştu. Matbaanın icadının en önemli sonuçlarından biri de İncil’in değişik dillere çevrilip çok sayıda basılmasıydı. İlk kez bir rahibin liderliğine gerek kalmadan İncil’i okuyanlar artık kiliseyi eleştirebilecek düzeydeydiler. İncil’de anlatılanlarla kilisenin anlattığı dinin aynı olmadığı sonucuna varanlar, matbaayı kullanarak eleştirileriyle reformun hazırlanması ve Protestanlığın oluşumunda öncü olmuştur. Matbaanın kullanılmasıyla kütüphanelerin sayıları artmış, kitap kiliselerin tekelinde olmaktan çıkmıştır. Matbaa, sivillerin din adamlarına, millî ve yerel dillerin Latinceye, bilimin de inanca karşı kullanıldığı bir araç hâline gelmiştir. Çeşitli konularda çok sayıda kitap basılması, Avrupa’da insanların bir yandan ilgi duydukları konularda bilgilenmelerini sağlarken öte yandan da öğrendikleri yeni bilgiler ışığında o güne değin kendilerine sunulmuş veya dayatılmış olguları sorgulamalarına yol açmıştı. Öyle ki bu sorgulama bilincini oluşturmuş, düşünen insan Orta Çağ’a özgü skolastik niteliklerinden yavaş yavaş sıyrılarak önce aydınlanma daha sonra da sanayileşme sürecini ilk Rum matbaası Hristiyan kiliseleri arasındaki mücadelenin bir aracı olarak kurulmuş ve matbaacılık faaliyetine Londra’da başlayan Rum rahibi Nicodemus Metaxas Nikodmus Metakıs tarafından 1627’de açılmıştı. Beyoğlu’nda faaliyete geçen bu matbaanın bastığı ilk eser “Museviler Aleyhine Bir Risale” adlı eserdi. İbrahim Müteferrika Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumun düzeltilebilmesi için neler yapılması gerektiğini ve bunların nasıl yapılacağını ifade etmiştir. Bu düşünceleriyle Sadrazam İbrahim Paşa’yı etkilemiştir. İlk önce bir matbaanın önemini anlatmak için kitap basımının faydalarını içeren “Vesîletü’t Tıbâa’yı” hazırlayarak sadrazama Müteferrika ile Mehmet Said Efendi’ye, III. Ahmet’in fermanı ve şeyhülislamın fetvası ile ilk Türk matbaasını kurma izni verildi. İlk Türk matbaasını İbrahim Müteferrika kurdu ayrıca bu matbaada bastığı birçok kitabın yazarlığını ve düzenlemesini de Müteferrika temsilîMüteferrika’nın Yavuz Selim Semti’ndeki evinde kurulan matbaada, ilk kitap 1729 yılının başlarında basıldı. Basılan eser, kaynaklarda “Vankulu Lugatı” adıyla geçen “Sıhahul Cevheri” ölümüne kadar idaresi altında kalan matbaada tarih, coğrafya, dil gibi konularla ilgili on yedi kitap basılmıştı. Matbaanın ilk kitapları bin beş yüz adet kadar basılırken sonrakilerde bu sayı beş yüze inmişti. Bunda basılan kitapların satılamamasının rolü vardı. İbrahim Müteferrika bastığı kitapların büyük bir kısmına ilaveler ve açıklamalar yapmış, bazılarına ise notlar ve haritalar ekleyerek kitapları zenginleştirmiştir.
Reform hareketleri , 16. yüzyılda Protestan kiliselerinin doğmasına yol açan din akımıdır. Almanya’da başlamış Fransa’ya İngiltere’ye ve zamanla bütün Avrupa’ya yayılmış ve buraların değişim ve dönüşümüne neden olmuştur. İçindekiler1 REFORM HAREKETLERİ NEDENLERİ2 REFORM VE MARTIN LUTHER3 PROTESTANLIK MEZHEBİNİN DOĞUŞU4 REFORM HAREKETLERİNİN SONUÇLARI5 REFORM VE AVRUPA REFORM HAREKETLERİ NEDENLERİ Reform hareketleri Katolik Kilisesi’ne karşı yapılmış olan dinsel nitelikli bir harekettir. Her şey o dönemde yaşayan Hristiyanların Katolik din adamlarının tam olarak görevlerinin ne olduğu sorgulamaya başlamasıyla ortaya çıktı. Ayrıca kilisenin siyasi gücü giderek artıyordu ve daha fazla zenginleşiyorlardı. Maddeler halinde reform hareketlerinin nedenleri Katolik din adamlarının görevlerinin sorgulanması Katolik mezhebinin sorgulanmaya başlaması Kilisenin fazlaca zenginleşmesi Kilisenin siyasi gücünün artması Katolik din adamlarının para karşılığında günah affetmesi Kilisenin halkı ekonomik olarak zora sokması Martin Luther , Katolik Kilisesinin uygulamalarına karşı çıkan Alman bir keşişti. Kilisenin görev bilincinin yeniden biçimlenmesi, bu alanda reform yapılması gerektiği düşüncesini öne sürmüştür. Ardından düşüncelerini içeren bir bildiri yayımladı ve insanların birçoğunun bu düşünceyi benimseyip Martin Luther’e destek vermeleriyle reform hareketleri resmen başladı. Artık insanlar doğruyu Papa’nın veya din adamlarının söylediklerinde değil Kutsal Kitaplarda aramaya başladılar. Reform Hareketleri Öncüsü Martin Luther PROTESTANLIK MEZHEBİNİN DOĞUŞU Protestanlık , Martin Luther önderliğinde başlayan dini reform hareketlerinin sonucunda ortaya çıkan bir mezheptir. Protestan ’başkaldırı, protesto’’ anlamlarına gelen Almanca kökenli bir sözcüktür. 1529 yılında V. Karl reforma karşı çıkmış ve Martin Luther taraftarlarınca protesto edilmiştir. Başkaldıran, protesto eden bu kişilere protestan denmiş ve bir mezhep haline gelmiştir. Reform sonrasında ortaya çıkan din akımı Avrupa ülkelerinde farklı biçimlerde yayılmıştır; İsveç, Norveç ve Danimarka’da Luthercilik İskoçya ve İsviçre’de Presbiteryenlik İngiltere’de Anglikanlık REFORM HAREKETLERİNİN SONUÇLARI Maddeler halinde reform hareketlerinin sonuçları Avrupa ülkelerinde yeni mezheplerin ortaya çıkması ile mezhepler arasında çatışmalar meydana gelmeye başladı. Protestanlığın ve diğer mezheplerin ortaya çıkması Avrupa’nın siyasi birliğinde ve mezhep birliğinde bozulmalara sebep olmuştur. Avrupa’nın siyasi birliğinin bozulması sebebi ile Osmanlı Devleti’ne karşı yapılması planlanan Haçlı Seferi gerçekleşmemiştir. Katolik Kilisesi ve din adamları itibar kaybetti. İtibar kayıpları sebebi ile kilise kendini yenilemek zorunda kaldı. Kilise siyasi gücünü kaybetti. Avrupa ülkelerinde mezhepler arası savaşlar ortaya çıktı, kanlar döküldü. REFORM VE AVRUPA Reform hareketleri sonucunda Protestanlık ve diğer din akımları oluşmuş ve sonucunda çeşitli çatışmalar ve sorunlar meydana gelmiştir. Avrupa’da Otuz Yıl Savaşları 1618-1648 yılları arasını kapsayan savaşın temel sebebi Protestan ve Katolik mezheplerinin çatışmasıdır. Avrupa’da Otuz Yıl Savaşları sonucunda Protestanlar galip gelmiş ve 1648 yılında Vestfalya Antlaşması Westphalia Antlaşması imzalanmıştır. Çok kan dökülen bu savaş sonrasında Avrupa’da kıtlık ve salgınlar baş göstermiştir. Almanya Reform hareketleri sonucunda Almanya oldukça çok can kaybetti. Ayrıca Otuz Yıl Savaşları ve yağmalar sonucunda ekonomik olarak geriledi ve halk sefalete sürüklenmeye başladı. İspanya Ülke içinde isyanlar baş göstermiştir. Avrupa’da epey kan döken din çatışmaları sonucunda Orta Çağ zihniyeti sona ermiş ve dini konuların tartışılabilmesine ortam hazırlanmıştır. Ayrıca kilisenin siyasi etkisini yitirmesi, devletlerin mutlak güçlerini artırmalarında etkili olmuştur.
Reform, sözlük anlamı düzeltme, ıslahat olan aynı zamanda 15. ve 17. yüzyıllarda olmuş Hristiyanlık hareketlerine denir. Bu hareketler Katolik Kilisesi’nde ortaya çıkan yeniden düzenleme ve yapılandırma hareketleridir. İlk olarak Almanya’da gözlemlenen bu hareketleri aynı zamanda tarih sahnesinde Rönesans olarak da görebiliyoruz. Reform Nedir? Reform’un kelime anlamı düzenlemek ve geliştirmek anlamına gelir. Reform Türkçe’ye Fransızca dilinden geçmiştir. Reform kelimesinin tarih sayfalarında ilk belirişi 1932 senesindedir. Reform kelimesinin daha öncesinde kullanılmamasının sebebinin kullanılacağı bir alan veya gerekliliği duyulmamış olabilir. Daha öncesinde bu kavramın olup olmadığına dair yaşayan bir kanıt olmadığından sadece yazılı kayıtlara bakılmaktadır ve 1932 de kayıtlara geçen Reform kelimesinin kullanıldığı en eski kaynaktır. Tarih akademisyenleri Reform kelimesinin bu ve bunun gibi yazılı kaynaklardan öncesinde de kullanılmış olabileceğini düşünüyor. Buna ilk insanları da örnek verebiliriz. Mağara duvarlarında resimlerini veya kafataslarını bulduğumuz insanlardan önce belki yaşamış insanlar veya benzer türler olabilir fakat biz o zamana dair sadece fikir yürütüp tahminler yapabiliyoruz. Reform Hareketleri Avrupa’nın orta çağ boyunca gelişememesinin pek çok nedeni olmuştur. Bu nedenlerin başını çeken sorun din aracılığıyla olduğu da verilen örneklerde açıkça görülebilir. Din, insanların kendi iç dünyalarında yaşadığı, metafizik kavramlarla ilgili kendi yorumlamalarını yaptığı bir aktivite olmalıyken orta çağda bir yönetim biçimi ve bir yaşam standardı olarak kullanılmaya çalışılmıştır. Bu derece kanıtları bulunamayan ve yoruma açık bir kavram yerine, içeriği evrensel olan ve kanıtlara dayandığı için anlaşılma ve kabullenilme konusunda sorun çıkarmayan bilimin yoluna geçilmesi ise sonunda gerçekleşmeye başlamıştır. Bu geçiş dönemi ise Rönesans ve Reform hareketleri olmuştur. Avrupa’nın makalenin başında belirtildiği gibi gelişmiş bir konuma gelmesi, sancılı bir süreç olmuştur. Bu dönüşüm sürecini başlatan kişi Martin Luther olmuştur. Cermen kökenli teolog ve filozof olan Martin Luther, sefalet içinde olan ve kilisenin dayattığı ağır vergiler nedeniyle adeta sürünen Almanya’da yaşamıştır. Ancak Hristiyanlığın başkenti olarak sayılan Roma’ya gerçekleştirdiği bir gezi sırasında Luther, Papa ve çevresindekilerin ne kadar huzur, zevk ve refah içinde yaşadığını görünce gerçekleri anlamıştır. Kilise, halkı çeşitli hurafelerle kandırmakta ve bu şekilde ekonomik kaynaklarını sağlamaktadır. Önceden kiliseyi protesto edenler afaroz edilerek yakılırken artık bu protestocular, halkın da durumun farkına varmasıyla güç kazanmıştır. Luther’in harekete geçmesine neden olan son olay ise, bir rahibin Almanya’da Endüljans belgeleri satmaya çalışmasıyla olmuştur. Reform Hareketleri Nedenleri Reform sırasında halkın almış olduğu tutum, yaptığı protestolar ve düşünüş tarzı sayesinde Reform başarıya ulaşmıştır. Reform sırasındaki toplum hareketlerine toplumun Katolik Kilisesi’ne isyan edip aldığı kararları görmezden gelmesi, Katolik Kilisesi’nin içeriğinde düzenlemeler yapılıp din adamlarının tekrardan gözden geçirilmesi, Katolik Kilisesi’nin artık eğitime müdahale etmesine izin verilmeyip eğitim hür ve bireyi araştırmaya, düşünmeye ve sorgulamaya teşvik etmesi Reform’un başarılı olmasını sağlayan en önemli toplum açısından alınan karar ve hareketlerdir. Reform’un ilk olarak Almanya’da ortaya çıkmasının en önemlileri sebepleri arasında Alman halkının İtalya halkına nazaran daha fakir olup daha kötü koşullar altında hayatlarını sürdürme çabası sonucunda kiliseye duyulan kin, nefret duyguları ve o zamanlarda kilisenin desteklemiş olduğu Katolik Avusturyalı kralların Alman Prenslerini ve Krallarına baskı yapmasıdır. Bu iki ana neden dışında daha bir çok neden sayılabilir. Bunların arasında Katolik Kilisesi’nin aldığı kararların yanlış ve bozulmuş olması, toplumda gitgide ıslahat fikrinin ortaya çıkması ve popüler hâle gelmesi, Hümanizm ile Hristiyanlık’ın derinlerine inilip temel fikirlerin kavranması, Matbaa ve Matbaacılığın yayılması sayesinde okur yazar oranını ile birlikte gelen sorgulayıcı nüfusun artması, para karşı kilisenin cennetten tapu satması ve para karşılığında günahları affetmesi genel olarak Reform’un Avrupa çıkış nedeni olarak gösterilebilir. Almanya’nın Reform hareketlerinin başını çekmesinin en önemli nedenleri arasında Almanya’da o zamanlarda bir siyasi birliğin olmaması, prenslerin de kendilerini gölgede bırakan Katolik Kilisesi karşı hareketlere destek vermesi, matbaa ve kağıtların kullanılması, Katolik Kilisesi’nin asıl vizyon ve misyonunun dışına çıkarak halkı hem manevi hem de maddi açıdan sömürmesi gösterilebilir. Reform Hareketleri Sonuçları Reform hareketi halk tarafından genel olarak Katolik Kilisesi’ne karşı yapılan protestodur. Bittikten sonra yanında bir çok yenilik, değişiklik getirmiştir. Bu yenilik ve değişimlere tarihçiler Reform’un sonuçları demişlerdir. Reform’un sonuçlarına Katolik Kilisesi’nin ve din adamlarının eski itibarını kaybetmesi; eğitim öğretim faaliyetlerinin tamamen kilisenin elinden alınması; Katolik Kilisesi’nin kendisine yapılan baskı üzerine kendini yenilemesi ve değiştirmesi, daha öncesinde Avrupa’da süregelen mezhep birliğinin bozulup yerine Katolik ve Ortodoks mezheplerinin yanı sıra Protestanlık, Kalvenizm ve Anglikanizm mezheplerinin ortaya çıkması; Katolik kalan ülkelerde daha önceden olmayan mezheplerle mücadele etmek vesilesiyle Engizisyon Mahkemeleri’nin kurulması; mezhep savaşlarının kızışması; Almanya ve başka birçok ülkedeki Katolik Kilisesi’nin sahip olduğu maddi zenginliklerin yağmalanması örnek gösterilebilir. Aynı zamanda Reform’un az önce sayılan sonuçlarının yanı sıra en önemli sonuç olarak nitelendirilebilecek olan bir sonucu daha olmuştur. O da Reform vesilesiyle Avrupa’daki refah, okur yazar, araştıran, sorgulayan, eğitimli bireylerin oluşmasını ve gelişmeleri engelleyen faktörlerin birçoğunun ortadan kalkmış olmasıdır. Reform Hareketleri Önemli Kişiler Reform tabiki de halkın çabasıyla olan bir hadisedir. Fakat her savaş, savunma, hareket vs. de olduğu gibi bu Reform hareketinde daha öne çıkmış, halka önderlik etmiş insanlar vardır. Bu kişilerden biri daha öncesinde de bahsettiğimiz Martin Luther ve John Calvin ayrıca Ana Baptistler Grubu adı verilen gruplar da Reform’un gerçekleşmesinde genelde aynı zaman ve yerlerde olmasalar da önemli rol oynamışlardır. Martin Luther Kimdir? Martin Luther 10 Kasım 1483 yılında Almanya’nın Eisleben şehrinde dünyaya gelmiştir. Elfurt Üniversitesi’nde eğitimini tamamlayan Luther 21 yaşına geldiğinde Aziz Augustin tarikatına bağlı bir manastıra girmiştir. Bu manastırda ilahiyat eğitimi almıştır. Bu dönemde Hristiyanlık ise Yahudiler tarafından değişikliğe uğramıştır. Bununla birlikte bir de zaman içerisinde değiştirilmiş İnciller çoğaltılırken yeni maddeler eklenmiştir. Bu dönemlerde günahların para karşı affedilmesi ve cennetten tapu satılması gibi Katolik Kilisesi’nin sergilemiş olduğu sadece kendi menfaatlerini düşünen para kazanma yöntemleri ortaya atılmıştır. Daha sonrasında Katolik Kilisesi’nin bu tutumuna tamamen karşı olan Luther 1517 yılında 95 tezini hazırlamıştır. Bu tez 3 sene sonra Papa’nın onu dinden afaroz etmesi yani dinden çıkarması ile sonuçlanmıştır. Sonrasında Roma’ya çağırılmış fakat kendisi bunu kabul etmeyip Augusburg kentinde Kardinal Cajetan’a ifadesini vermiştir. Hemen ardından da Saksonya Dükü III. tarafından koruma altına alınmıştır. Katolik Kilisesi’nin daha sonrasında Luther’i sürgüne gönderme isteğini de Saksonya Dükü reddetmiştir. Luther, resmi olarak 15244 senesinde Protestanlık mezhepini kurmuştur. O zamanlarda onun gibi sefil durumda olan birçok insan Luther’in peşinden gelmişlerdir. Reform hareketleri sırasında ve daha sonrasında da yazımına devam ettiği ve daha sonrasında çıkan toplam dört kitabı vardır. Bu kitapların isimleri “Seküler Otorite Sivil Yönetimi”, “Nasıl Dua Edeyim?”, “Martin Luther’in Kısa İlmihali”, Hıristiya’nın Özgürlüğü”dür. Bu kitaplar onun fikirlerini daha kolay bir şekilde aktarmasını ve daha anlaşılır olmasını sağlarken aynı zamanda onu da kalıcı yapmıştır. Kendisi aynı zamanda Lüterciliği de yayan kişidir. Martin Luther daha sonrasında 18 Şubat 1546 tarihinde bu dünyaya veda etmiştir. Reform Hareketini Başlatan Martin Luther Martin Luther’in 95 Tezi Bu olaydan sonra Martin Luther, 31 Ekim 1517’de Wittenberg Kalesi Kilisesi duvarına 95 maddelik bir bildiri yayınlayarak Katolik kiliseye meydan okumuş ve kilisenin etkisinden kurtulma mücadelesini fiilen başlatmıştır. Bu bildiride bahsedilen temel konular ise kilisenin bozulduğu, ancak Tanrı’nın sahip olabileceği karar verme yetkisini kilisenin üstlendiği ve bu yüzden kilisenin durdurulması gerektiğidir. Bu bildirinin akabinde Hristiyanlığın kutsal kitabı olan İncil, milli dile çevrilerek kitabın anlaşılması sağlanmıştır. Sonra da matbaanın etkisiyle bu kitap geniş kitlelere yayılmıştır. Önceden halk, dinle ilgili bilgileri sadece Papa ve kilise aracılığıyla öğrenirken ve çarpıtmalara maruz kalırken artık kaynak olan kitabı okuyarak bizzat muhakeme yapma olanağına sahip olmuştur. Zaten son yıllarda halka diretilen çeşitli hurafelerin kitapta yer almayışının fark edilmesi, Luther’e verilen desteği önemli derecede artırmıştır. Bu güç o kadar büyümüştür ki Katoliklik ve Ortodoksluğun yanında, üçüncü bir mezhep olan Protestanlık oluşmuştur. Protestanlık, etkisini başta halk üzerinden etki gösterirken sonradan bu etki, yüksek kesimlere de sıçramıştır. Katolik kiliseye vergi vermek işine gelmeyen prensler de protestanları desteklemiştir. Sonunda prenslerin askerleri sayesinde protestanların fiziki bir gücü oluşmaya başlamıştır. Bu durum kaçınılmaz son olan savaşı da getirmiştir. Protestan olan İsveçli Fransız ve Hollandalılar ile Katolik olan Habsburg Hanedanlığı arasında 1618 ve 1648 yılları arasında Otuz Yıl Savaşları gerçekleşmiştir. Bu savaşın sonunda Protestan tarafın üstün gelmesi, Katolikliğin etkisini iyice zayıflatmıştır. Katolik taraf olan Habsburg, kilisenin mallarına halkın el koymasıyla ekonomik yönden; zayıflayan otoritesine karşı derebeylerin topraklarını bölmesi sebebiyle de siyasal yönden çöküşe uğramıştır. Artık Avrupa kendi içinde doğan Protestanlık akımını büyük oranda benimsemiş ve gelişimi yakalamıştır. Otuz Yıl Savaşları, Avrupa’nın gördüğü son büyük din savaşı olmuştur. Bu dönemden sonra Avrupa devletleri seküler anlayış çerçevesinde toplumda dinin rolünü siyaset ve ekonomiden tamamen ayırmıştır. Artık din, kimsenin kimseye karışamayacağı öznel bir kavram olarak topluma yerleşmiştir. Yaşamın her anında etkili olan eski baskın özelliğini yitirmiştir. Devletler arası diplomaside tartışılan konular içinde bu dönemden sonra hiçbir şekilde din yer almamıştır. Not Bu konuyla ilgili olarak Rönesans Nedir? Nedenleri, Sonuçları ve Özellikleri başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.
Ders Notları DIŞ NEDENLER 1- Avrupa’da Karadeniz ve Akdeniz kıyılarına yayılan imparatorluk genişledikçe kuvvetli düşmanlar karşısında kaldı. Avrupa siyasi ve fikri bakımdan büyük gelişmeler sağlamış Ortaçağ derebeylikleri yıkılarak yerine güçlü büyük krallıklar kurulmuştur. Rönesans, Reform yeni ufuklar açmış, yeni buluşlar ve Coğrafi keşifler Avrupa’yı maddi ve manevi alanda yükseltmişti. Osmanlı imparatorluğu bu yeniliklere yabancı kalmıştı. Örneğin 17. yy’Avrupa’daki ordularda büyük teknik ve lojistik gelişmeler Osmanlılar tarafından geç ve etkisiz bir şekilde izlendi. 2- Fransız İhtilalinin getirdiği liberalizm, milli egemenlik prensipleri özgürlük, eşitlik fikirleri ve milliyetçilik akımı Osmanlı imparatorluğunda özellikle yabancı uyrukların siyasi bağımsızlıklarını kazanmalarını sağlamıştı. İmparatorluğa karşı olan devletlerin karşılıklı rekabetleri sebebiyle imparatorluk Savaşının sonuna kadar dayanabilmiştir. 3-Rusya’nın emperyalist politikaları Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş ve dağılış nedenlerinden en önemlisi olmuştur. Boğazları ele geçirmeye çalışan çarlar sürekli savaşlarla ıslahatlara darbe vurmaya çalışmışlardır. Büyük Petro’ya kadar boğazları ele geçirme istekleri dini idi. Büyük Petro’dan sonra asıl emperyalist gaye öne çıkmıştır. Akdeniz’e inmek asıl gaye olmuştur. Büyük bir kıta devleti olan Rusya’nın genişlemesinde jeopolitik durumunda yeri ve tesiri de vardır. 1853 de Rus çarı Nikola İngiliz elçisi Sir Hamilton Seymaur’a Osmanlı İmparatorluğunun mirasını bölüşmeyi teklif ederek gerçek niyetini şu şekilde açıklamıştır. Bkz. Hazma Eroğlu Türk İnkılap Tarihi Belki Bunlar İlginizi Çekebilir. Sosyal Bilgiler Küresel Bağlantılar Türkiye’de ve Dünyada Barış Uluslararası Kuruluşlar İçindekiler1 TÜRKİYE’DE ve DÜNYADA BARIŞ ULUSLARARASI ÜLKEMİZİN İÇİNDE YER ALDIĞI ULUSLARARASI BİRLEŞMİŞ …
reformun osmanlıya etkisi maddeler halinde