peygamber efendimizin dürüstlüğü ile ilgili kısa hikayeler

peygamberimizle ilgili kısa hikayeler, peygamberimizin sabırla ilgili hikayeleri, peygamber efendimizin güvenilirliği ile ilgili hikayeler Bu kategoride yer alan Muhammedül emin ismini çocuğa vermek başlıklı yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz. İnsanlarıAllah için sevin. Dış görünümünüze çeki düzen verin, derli toplu olun. Abdestsiz gezmeyin. Öfkelenmeyin, öfkenizi kontrol altında tutun. Kıskanç olmayın. Kalbinizin ve dilinizin temizliğine önem verin. Namazınızı kılın, imanınızı tazeleyin. Yalan konuşmaktan uzak durun. İzin istemeden bir yere girmeyin. Hz. Muhammed'in hayatı boyunca yaşamış olduğu başlıca olaylardan güzel derlenmiş bazı hikayeler aşağıdaki gibidir: Rahmet Etmeyene Rahmolunmaz. Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah (s.a.v)’ın huzurunda bulunuyorduk. Bu arada Hazret durmadan henüz küçük yaşta olan Hasan ve Hüseyin’i öpüyordu. Beyza Moderatör. Hz.Muhammedin güvenirliği ile ilgili hikayeler. Hz. Muhammed (s.a.v.) Güvenilir Bir İnsandı. Olgun yüce bir insanın en büyük özelliklerinden birisi, onun güvenilir olmasıdır. Sürekli yalan söyleyen, verdiği sözleri yerine getirmeyen insanlar, diğerlerinin güvenlerini yitirirler; sevilmeyen, daima kuşku ile Peygamber Efendimizin Selamı. "Bir akşam karımla odamda yatıyordum. Kapım çalındı, içeriye müslüman bir komşu kadın girdi. Ocağını tutuşturmak için elindeki lambayı, yanmakta olan kandilimden yakmak için geldiğini söyledi. Lambasını yakıp kapıdan çıkarken söndürdü ve tekrar yakmak üzere odama döndüm. Rencontre Avec Joe Black Streaming Vf Gratuit. Hz. Muhammedin doğruluğu ve güvenilir kişiliği ile peygamberlik müessesesinin arasında nasıl bir ilişki bulunmakta bu konuda sizlere kısaca bilgiler vereceğiz inşallah Hz. Muhammedin doğruluğu ve güvenilir kişiliği dediğimiz zaman risaletin en önemli konularından biri akla gelir. Zira güvenilirliği olmayan birinin söyleyeceklerinin karşılığı olmaz hem tesiri olmaz. Doğruluk ve Güvenilirlik Peygamberler insanlara tebliğ vazifesi ile gönderilirler bu görevlerini yapabilmeleri için de bazı özelliklere sahip olması iktiza eder. Nedir bunlar doğru olmak, güvenilirlik, emaneti korumak, akıllı ve zeki olmak, günaha girmemek, Allah’ın emirlerini olduğu gibi insanlara ulaştırmaktır. Doğruluk demek sıdk ile ifade edilir yani dürüst olmak, aldatmamak, kendi aleyhine dahi olsa her vakit doğruyu söylemek manasındadır. İşte Peygamberler, sahip oldukları bu hususiyetlerle insanlar için en güzel örnek olmuşlar. Hz. Muhammed de diğer peygamberler gibi üstün ve eşsiz ahlaki huylarıyla insanlara en güzel bir şekilde örnek olmuştur. Doğru olmak ve güvenilirlik ise tüm peygamberlerin ortak davranışıdır. Bu güzel huy ile kendilerine verilen tebliğ vazifesi tam olarak gerçekleşir. Bununla hilesiz yalansız etkili bir tebliğ ortaya çıkar. Hz. Muhammedin doğruluğu dediğimiz vakit ilk akla gelen doğru olmak ve güvenilirliktir. Bu o kadar bariz bir konu idi ki düşmanları tarafından dahi tasdik edilmiştir. Hz. Muhammed insanlığın kurtuluşu için gönderilmiş son peygamberdir. Yüce Allah yine onla beraber son ilahi kitap olan Kur’an-ı Kerim’i onun vasıtasıyla insanlara bildirmiştir. Dolayısıyla Kur’an’ın ilk muhatabı Hz. Peygamber olmuş ve onu en iyi şekilde yaşayarak hem açıklamış hem örnek olmuştur. Güzel Ahlakı Bu konuda Yüce kitabımız “Ant olsun, Allah’ın Resulünde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” diyerek bu hususiyeti teyit etmiştir. Hz. Muhammed’in güzel ahlakı ve örnek olması Kur’an-ı Kerim’de “üsve-i hasene güzel örnek” olarak tabir edilir. Nedir üsvei hasene en güzel ahlak, en güzel örnek ve en güzel rol model olmaktır. İşte bunun dost düşman binlerce şahidi vardır. Hz. Muhammed sav kesinlikle yalandan hoşlanmazdı ve yalancıları d ahiç sevmezdi. Şaka dahi olsa yalanı hoş karşılamazdı. Şayet birine söz verirse o sözü mutlaka yerine getirir ve sözünde durur idi. Ondandır ki Hz. Muhammed’in sav bu tutum ve güzel davranışları karşısında onu görenlerin çoğu ondan ayrılmıyor ve yaşantısını görenler ona hayran kalıyorlardı. Bu doğruluk ve güzel ahlaktan dolayıdır ki hak ve doğru yolu gösteren dinimiz kısa bir zamanda hem orada hem dünyada hızla büyüyerek evrensel bir din haline gelmiştir. Bunun en büyük nedeni elbette Hz. Muhammed sav bizatihi kendisinin doğruluktan ve dürüstlükten ayrılmadığı gibi insanların kurtuluşunun da doğrulukta olduğunu bize haber ederek dürüst olanların kıyamet vaktinde peygamberlerle olacağını bildirmiştir. Hz. Muhammedin Doğruluğu Hz. Peygamber hayatının hiçbir döneminde doğruluktan ayrılmamıştır. Onu her daim izleyen düşmanları yani müşrikler o bir yalancıdır diye asla bir ifadeleri yoktur. Örnek mi Hz. Muhammed Safa tepesinde Mekkelileri tebliğ için bir araya toplamış ve onalar demiş ki “Şu vadinin arkasında size saldırmak isteyen düşman askerleri var desem inanır mısınız?” onlar hep birden, “Evet, inanırız… senin bugüne kadar hiç yalan söylediğinin vaki olmamıştır, hiç görmedik…” demişler. İşte hicret olmadan evvel kendi yatağına bıraktığı ve Hz Ali’ye verdiği emanetler kimindi? Müşriklerindi yani onlar kendi ailelerine güvenmemiş lakin Allah Resulune sav güvenmişlerdi. İlginç değil mi? Hz. Muhammedin doğruluğu için o toplum içindeki vasfı ne idi? El Emin yani güvenilir kişi değil miydi? Bu vasfı ona o zamanın toplumunun genel iradesi ile vermişlerdi. Bu vasfı hayatının hiçbir dönemimde değişmemiştir. En büyük düşmanlarından biri olan Ebu Cehil dahi peygamberimizin doğruluğunu tasdik ediyordu. Müşriklerin ileri gelenlerinden olan Haris b. Amir de şöyle diyor. “Ey Muhammed, Vallahi sen bize hiç yalan söylemedin, lakin biz sana tabi olursak yerimizden olacağız, bunun için iman etmiyoruz.” Bakınız hayatından asırlar sonra gelen bir Fransız dahi diyor ki ne derseniz deyin ama yalancı demeyin zira ben yıllarca araştırdım ama bulamadım diyor. Bir hakikat ki ne onun döneminde yaşayan düşmanları olsun ne de sonraki gelenler asla onun doğruluğuna ve dürüstlüğüne bir şey diyememişler. Dikkat ettik mi düşmanları diyoruz sevdikleri muhabbetle demeleri doğaldır ama düşmanları bunu ifade ediyorlarsa bu büyük bir delildir ki asırlar bunun şahitleri ile doludur. Peygamberimize sav insanların hayırlısı kim diye sual edildiğinde “Her temiz kalpli ve doğru sözlü olanlardır” buyurmuşlardır. Evet dinimizin esası güzel ahlak ve doğruluktur. Bu hakikati yaşayanlardan ve temsil edenlerden olmayı Allah bizlere nasip etsin inşallah. Prof. Dr. İbrahim Sarıçam - Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatlar BölümüOluşturulma Tarihi Temmuz 28, 2013 0153Hz. Peygamber, hayatı boyunca ahlaki değerleri hayatında uygulamış, doğruluk, güvenilirlik, merhamet, adalet, cömertlik ve hoşgörü örneği olmuştur. Şimdi onun ahlaki özelliklerinden biri olan güvenilir’ oluşundan kesitler esasında bütün peygamberlerin ortak özelliğidir. Son peygamber Hz. Muhammed de tüm hayatında bu özelliği taşımıştır. Vefâlı, sözünde duran, mert, doğru sözlü ve güvenilir olduğu için halk arasında “Muhammedüni’l-Emîn”, yani “Güvenilir Muhammed” lâkabıyla ün kazanmıştır. Hatta o yirmi beş yaşlarındayken Mekke’de sadece “Emîn” diye İHANET ETMEZDİHz. Hatice onun güvenilir olduğunu bildiğinden ticaret mallarını kendisine rahatlıkla teslim etmiştir. O dönemde Kureyş kabilesinden bazı kimseler de ona kıymetli eşyalarını emanet olarak bırakırlardı. Hz. Muhammed bu emanetlere asla ihanet etmezdi. İstendiğinde sağlam bir şekilde sahiplerine geri verirdi. En zor anlarında ve güç durumda kaldığı zamanlarda bile bu emanetlere hıyanet etmemiştir. Hz. Peygamber hem sözünde hem işinde güvenilir idi. Asla vefasızlık yapmazdı. Hiçbir zaman güven sarsıcı bir davranışına rastlanmamıştır. VEFASIZLIK YAPMAZDIEn güçlü olduğu zamanda bile “Ey insanlar! Benim sizin malınızda gözüm yoktur. “ diyebilmiştir. Hz. Peygamber sahabîlere daima güvenilir olmayı telkin ederdi. Emanetin zıddı olan hiyânetin çirkin bir davranış olduğunu söylerdi. Sahabîler de Hz. Peygamber’i güvenilir bir insan olarak tanımışlar ve sonsuz bir güvenle ona bağlanmışlardır. Hz. Peygamber, iman ile güvenilir kimse olmak arasında sıkı bir bağ bulunduğunu bildirmiştir. Bu hususla ilgili sözlerinden birkaçı şöyledir- “Kişinin kalbinde iman ve küfür bir arada bulunmaz. Güvenilirlik ve hâinlik de bir arada olmaz.”- “Mü’min, insanların kendisine güvendiği kimsedir. Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların güvende olduğu kişidir…”- “Emaneti gözetmeyenin imanı yoktur”.SURELERE iSiM VEREN AYETLER SEBE SURESİ Mushaftaki sıralamada 34’üncü, iniş sırasına göre 58’inci suredir. Sure, 15’inci ayette geçen ve Yemen’de yaşamış olduğuna inanılan “Sebe” kavminin ismini taşır. Neml Suresi’nin 22- 44’üncü ayetlerinde de Sebe kavminin “Sebe Melikesi Belkıs” olarak bilinen hükümdarının Hz. Süleyman’a biat etmesinden bahsedilir. Sebe Suresi’nin 15- 17’nci ayetleri şöyledir “Andolsun ki oturduktan yerlerde Sebe’ kavmi için büyük bir işaret vardı. Biri sağda diğeri solda iki bahçe. “Rabbinizin bahşettiği rızktan yiyin ve O’na şükredin. Ne güzel bir belde, ne bağışlayıcı bir rab!” Ama onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. Nankörlük etmelerinden ötürü onları işte böyle cezalandırdık. Biz, başka değil, ancak nankörlük edenleri ÖĞÜTLERİNSAN ÇOK NANKÖRDÜR Görmüyor musun ki, Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir. O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankördür.” Hac, 22/65-66 KAYNAK KURAN’DAN ÖĞÜTLER- Diyanet İşleri Başkanlığı YayınlarıBilimi anlamakProf. Dr. Hasan OnatİNSAN, çevresinde olup bitenleri anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Diğer canlılar gibi sadece içgüdülerimizle var kalamayız. Üstelik insan olmak, sadece var olmak, biyolojik olarak yaşamak da değildir. Kendi varlığının farkında olmak, var olanın anlamını yakalamayı ve kendi varoluşumuzu anlamlı kılmayı gerektirmektedir. İnsan, hem varlıkta gizli olan anlamı keşfetmek, anlamak, açıklamak; hem de varlığa yeni bir anlam katmak durumundadır. Biraz düşünecek olursak, bilimin de, kültürün de, insanın ürettiği değerlerin de, esas itibariyle insanın varlık yapısından kaynaklandığını görebiliriz. Başta kendimiz olmak üzere her şeyi bilebildiğimiz, anlayabildiğimiz, kavrayabildiğimiz kadar İNSAN İŞİDİRİnsan var olabilmek için bilmek, düşünmek; etrafında olup bitenleri anlamak, açıklamak ve kontrol etmek zorundadır. İnsan aklı verilerle iş görür. Bu durum, merak duygusuna varoluşsal bir boyut kazandırır. Bilimin kökünde yatan da işte bu merak duygusudur. Birikimli ve sistematik bilgi olan bilim, akıllı insanlar için muhteşem bir hazinedir. Hz. Muhammed’in, “bilim talep etmek kadın-erkek her Müslümana farzdır” sözü, İslam’ın bilime verdiği bir destek olarak anlaşılmalıdır. Bilim insan işidir. İnsan, varlığını sürdürebilmenin ötesinde insan olabilmek için yaratıcı yetilerini etkin kullanmak durumundadır. Bunun için de bilinenlerin ne kadar doğru, sağlam ve güvenilir olduğu hayati bir önem taşır. Bir başka ifadeyle yaşamak da, kültür ve uygarlık yaratmak da, değer üretmek de akla, bilgiye ve bilgiyi etkin kullanmaya bağlıdır. Bu sebepten bilim, insanoğlunun tarih sahnesine çıktığı andan itibaren yaşadıklarının, öğrendiklerinin, yapıp ettiklerinin özünü oluşturur. Bilim, ister tabiat bilimleri, ister insan bilimleri olsun, bütün insanlığın birikimi demektir. Tabiat bilimleri alanında yapılan iş, insanın doğada hazır bulduklarını anlama ve açıklama faaliyetinden başka bir şey değildir. Bir başka ifadeyle Tanrısal aklın anlaşılması ve açıklanması... İnsan bilimlerinde yapılan iş de, yine insanın insanoğlunun yapıp ettiklerini anlama ve açıklama faaliyetidir. Bilim, en geniş anlamda, insanoğlunun hem hayatını sürdürebilmek, hem anlamlı bir hayat sürmek, hem de yaratıcı yetilerini kullanarak hayatın anlamını yakalayıp kendini inşa etmek için ihtiyaç duyduğu doğru/ sağlam ve güvenilebilir bilgiyi üretme sürecidir. İşin gerçeği bilimsel yöntem de “doğal düşünme” yöntemidir. Ne var ki, insanoğlu yaratılışın yasalarını görmezlikten gelip, fıtrata aykırı davrandıkça, doğal düşünme yöntemi de unutulmuş OMURGASIBilim, gelişmenin ve medeniyetin omurgasını oluşturur. Tarih, bilimin gücüne sahip olanların özne olma şansı bulduklarını söyler. Bilimin gücü kesinlikten değil, doğru ve savunulabilir bilginin açtığı ufuktan, yenilikten ve sağladığı güvenden kaynaklanır. Her ne kadar modernite bilimi çok kötü kullanmış ise de, yolumuzu aydınlatacak en önemli ışıklardan birisi bilimdir. Bilimsellik, kesinlik iddiasını içinde barındırmaz. Popper şöyle der “Bilmiyoruz, tahmin ediyoruz. Doğa bilimsel bilgi, kesin bilgi olmasa da, bu alanda elimizdekilerin en iyisi odur. Ben buna tahmin bilgisi diyorum- kesin bilgi isteyen ve onsuz olamayacaklarına inanan insanları, az çok teselli edebilmek için. İşte bunlar tehlikeli ölçüde telkine gereksinim duyan insanlardır, kesinlik, güvenlik, otorite, bir önder olmaksızın yaşamaya cesareti olmayan insanlar. Belki de denilebilir ki Çocukluk çağında takılıp kalmış insanlar”. Gerçekten de elimizdeki bilginin “en iyisi” doğa hakkındaki bilimsel bilgidir; o da “tahmini” bilgidir. Bilimi dogma haline getiren/tabulaştıran insanların da, bilgiden bağımsız olarak imanı birtakım ön kabullere sorgusuz sualsiz inanmak olduğunu iddia eden insanların da “çocukluk çağına takılıp kalmış” kimseler olduklarını söylemek mümkündür. Diyoruz ki, din ve bilim birbirinin alternatif değildir. İnsanın başarısı ve mutluluğu için, insanlığın barış içinde yaşayabilmesi için dinin ve bilimin işbirliği yapması bir tür zorunluluktur. İşin gerçeği dine de, bilime de her insanın ihtiyacı vardır. Peygamber Efendimizin Affediciliği İle İlgili Hikaye Peygamber Efendimizin Affediciliğini hepimiz Efendimizin Görevi çok zordu, yolu dimdik yokuştu. Çünkü ahlaksızlık ahlakın yerine Efendimizin Affediciliği ile ilgili kısa bir hikaye paylaşmak istiyorum sizlerle umarım İkrime'nin İbretlik hikayesi anlatılıyor bu kısa hikayede dikkatlice okumanızı tavsiye ediyorum.. Hazreti İkrime’nin ibretlik hikayesi Sahabe sırasına adını yazdırınca, eşini de kurtarmak istedi. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, isteğini onayladı. Herkese olan bağış, inanılacak gibi değildi ama ona da vardı. O ki, hakkındaki ölüm fermanını, kendisi de haklı görerek kaçmıştı. Eşi düştü peşine ve onu buldu sonunda - Gel ve bu bağıştan sen de yararlan! Dedi ona - Benim affım mümkün değil, dedi İkrime. Çünkü benim yaptığımı kimse yapmadı Hz. Muhammed’e ve İslam’a… Beni ancak ölüm paklar. - Sen gel de gör, af ırmağını, nasıl da akıyor çağıl çağıl… Ondan nasiplenmeyen kul olamaz bu dünyada, ne olur gel, diye yalvardı eşine. - Ama ben, Ebu Cehil’in oğluyum, dedi o. Hanımı müjdeyi verdi - Olsun, buna rağmen, sana da eman var. O şefkatli sine, sana da açık. O’nda söz senettir; aksi mümkün değildir. İkrime, eşinin ısrarını cevapsız bırakamadı ve rahmet iklimine gelmeyi kabul etmişti. Yöneldi ve yürüdü, O’na doğru… Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem çevresindekilere buyurdu ki; İkrime bize geliyor. Dostça bir gelişle geliyor. O burada iken, sakın ola babası hakkında onu rencide edici bir şey söylemeyin! Nihayet geldi İkrime ve teslim oldu Allah’ın Rasulüne, nurlanıverdi imanla. Hz. İkrime radıyallahu anh oldu. Ve yakardı Rabbine “İslam’a ne kadar düşmanlık ettiysem daha fazla dostluk etmeden canımı alma, bana fırsat ver Allah’ım!…” dedi. Bu fırsat sunuldu ona. Zira dilekler dualaşır, dualar gerçekleşirdi. En zor ve en tehlikeli alanlarda savaştı. Ve bir cihat meydanında yaralanıp yere düştü. Hemen yanına da oğlu serildi bir kılıç darbesiyle… O sırada, yaralılara su dağıtmakta olan Hz. Ömer radıyallahu anhu onları gördü ve hemen yanlarına geldi. İkrime, Müslüman olduğu gün Hz. Ömer’in kendisine söylediği bir sözü hatırladı. Demişti ki Hz. Ömer - İkrime, Resulullah seni affetti, Müslüman oldun ama herhalde Allah seni bazı nimetlerden mahrum eder. Çünkü sen, İslam’a çok zarar verdin; Resulullah’ı çok üzdün. - Mesela, dedi İkrime… - Mesela, sana şehitlik nasip olmaz sanırım. Kan revan içinde, oğluyla yan yana yatan İkrime radıyallahu anhu bu muhavereyi hatırlattı Hz. Ömer’e ve dedi ki büyük bir sevinç ve iftiharla - Ya Ömer, görüyor musun şimdi? Hem de oğlumla birlikte şehit oluyoruz. Hz. İkrime, affedilmenin hakkını böylece vermiş, düşmanlığını her bakımdan geçen ve unutturan bir dostlukla, İslam büyükleri arasındaki yerini almıştı. Nebevi ahlak tek çözüm Beşer arasında, affetmekte, Efendimiz aleyhissalatu vesselamı geçebilecek hiç kimse yaşamadı yeryüzünde… Bağışlamakta, eteklerine ulaşamaz hiçbir insan. Ne kin tuttu kimseye ne de intikam peşinde oldu. Hep affetti. Böyle başlattı, mutluluk çağını… Şimdi bir kan ve kin dünyasında bunalıyoruz. Bilerek, ya da bilmeyerek, O’nun güzel gönlünü arıyoruz. Hep bağıştan, barıştan, aftan ve merhametten yana olan o muhteşem gönle, ne kadar muhtacız... Gel ey Muhammed sallallahu aleyhi vesellem!” diye serenatlar dizmek, süslü cümleler söylemek, çözüm için yeterli değildir. Çözüm, o yürek güzelliğini paylaşmak ve yaşamaktır. Muhammedi ahlakla yeniden dirilmeden, O’na layık ümmet olunamaz. Ümmet olunmayınca da “illet” olunur. O zaman da hem bize hem de bütün insanlığa, çok yazık olur. Yolu dışında yol kalmadı; ahlakından başka da ahlak… İnsanlık için bir dehlize döndü dünya ya da çıkmaz sokak… Tek yol, yegâne çözüm, Sünnet-i Seniyye… Başka türlü, insan insan olarak kalamayacak…

peygamber efendimizin dürüstlüğü ile ilgili kısa hikayeler