prepositions of movement konu anlatımı

Bu dersimizde to, for, of, with, by, about, around gibi kelimelerin kullanım yerlerini inceleyeceğiz. Bir kısmı daha önceki derslerde yer yer geçmiş olsa da, sizden gelen istek üzerine toplu bir şekilde anlatmakta fayda gördüm. Grammar - Prepositions - Place And Movement Evan Brammer Konu anlatımı semihkilic. несвіт ам п_7анг_(140-14)_s della street. New past-3-b On preposition kullanımı. Fiiller Konu Anlatımı; İngilizce Fiilerin 1. 年1月14日 O hâlde, in-on-at zaman edatlarını (prepositions of time) örneklerle inceleyelim. Yer bildiren edatlar; Yön bildiren edatlar; Diğer edatlar; Prepositions Konusu; VERBS / Fiiller. InEnglish, we use prepositions to describe notions of movement. For example: (Örneğin) across – from one side to the other side eg. She swam across the river. (O nehrin karşısına (karşı tarafına) yüzdü.) along – in a line; from one point to another eg. They’re walking along the beach. (Onlar sahil boyunca yürüyor.) Bu konumuzda Türkçe de edatlar ya da ilgeçler dediğimiz ingilizcede karşılığı prepositions olan konuyu hem örneklerle hem de videolu anlatımla anlatmaya çalışacağız.. Yararlı olması dileğiyle. The cat among those trees. Kedi ağaçların arasındadır. (2 den fazla ağaç varsa among kullanılır.) She is in the kitchen now. Rencontre Avec Joe Black Streaming Vf Gratuit. Hareket edatları Alıştırmaları Prepositions of movement soruları cevapları Prepositions of movement and other uses Choose a suitable preposition to put in each gap. Use these prepositions over across along down from…to into x2 out of through towards under 1. He drove …….from……… York ……to……….. Norwich. 2. We walked …….through………. the forest. 3. We made a tunnel …..under………… the prison wall. 4. He came ……..into……… the room from the hall. 5. She fell …….down………. the stairs. 6. The plane flew …….over ………. Rome and disappeared …….into………. the clouds. 7. I took my credit card ……..out of……… my wallet. 8. Walk ……..along……… the street to the end, then turn right. 9. We flew …….across………. the Atlantic Ocean. 10. If you look ……towards……….. the east at night, you will see Venus in the sky. Yukarıdaki cevapların sorularını aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Hareket edatları PAST HABITS GEÇMİŞTEKİ ALIŞKANLIKLAR USED TO - WOULD AND PAST SIMPLE “Used to + V1” kalıbı, geçmişte yapılan fakat artık yapılmayan alışkanlıkları, tekrarlanan eylemleri, durumları ya da şu anda yapmış olmaya alıştığımız eylemleri ifade eder. Olay geçmişte meydana geldiği için “use” kelimesinin past geçmiş hali olan “used” kullanılır. I used to run everyday when I was at university. Üniversitedeyken her gün koşardım. Bu cümleyi söyleyen kişi bir anlamda, şu anda koşmadığını da ifade etmektedir.The girl used to wash her dress by hand but now she washes them in her full automatic washing-machine. Kız elbiselerini eliyle yıkardı ama şimdi tam otomatik çamaşır makinesiyle yıkıyor. Bu cümleden de anlaşılacağı gibi, geçmişte kalmış olayların, aksi bir durum olmadığı müddetçe tekrarlanması söz konusu değildir. İNGİLİZCE’DE ÖRNEKLERLE USED TO’ KONU ANLATIMI İngilizce’de geçmişteki alışkanlıklarımızdan bahsederken used to’ yapısını kullanırız. 1. Olumlu cümlelerde kullanımı Özne + used to + fiilin yalın hali I used to drink orange juice with breakfast when I was a child. Ben çocukken kahvaltıda portakal suyu içerdim.When I was six years old, I used to carry my little teddy bear with me. Ben altı yaşındayken, küçük oyuncak ayımı yanımda taşırdım. Artık küçük oyuncak ayımı yanımda taşımıyorum. 2. Olumsuz cümlelerde kullanımı Özne + didn’t use to + fiilin yalın hali I didn't use to drink milk when I was a child.Ben çocukken süt içmezdim. My father didn't use to watch but now he is always before the screen. Babam izlemezdi ama şimdi daima ekranın önündedir. I didn’t use to have any breakfast when I was a student in high school. Ben lisede öğrenciyken hiç kahvaltı yapmazdım. Artık kahvaltı yapıyorum. Yukarıdaki cümleleri incelediğinizde, geçmişte olan alışkanlıkların şu an devam etmediği anlaşılır. Yukarıdaki örnekten Ben lisedeyken kahvaltı yapmazdım fakat artık yapıyorum’ anlamını çıkarabiliriz. Not used to’ nun olumsuz biçiminde used not to’ yapısı da kullanılabilir; fakat didn’t use to’ daha çok tercih edilir. 3. Soru cümlelerinde kullanımı Did + özne + use to + fiilin yalın hali? Did you use to drink milk when you were a child? Sen çocukken süt içer miydin? Did you use to play football when you were at high school? Lisedeyken futbol oynar mıydın? Geçmişte zaman zaman tekrarladığımız eylemler için kullanılır. Before I went to Çeşme, I used to go to Antalya for a holiday every year. Çeşme’ye gitmeden önce, her sene tatil için Antalya’ya giderdim. Did you use to visit your grandparents every summer holiday when you were little? Küçükken her yaz tatilinde büyük babanı ve büyük anneni ziyarete gider miydin? Olumsuz cümlelerde used to’ ile birlikte never’ kullanabiliriz. never used to Ayşe never used to swim in the sea until she was 18 years old. Ayşe, 18 yaşına kadar hiç denizde yüzmemişti. There was \ were’ yerine there used to be’ yapısını kullanmak da mümkündür. There were a number of theatre buildings here when I was seven years old. But now there aren’t. Ben 7 yaşındayken burada çok sayıda tiyatro binası vardı. Fakat artık yok. NOT used to’ geçmişte belirli bir zamanda bir defa olmuş bitmiş olayı ifade etmek için kullanılamaz. Used to’ geçmişte tekrar eden ve şimdi geçerli olmayan durumların anlatımı için kullanılır. While he was hurrying to get to school on time, John fell down the stairs. John zamanında okulda olmak için acele ederken, merdivenlerden yuvarlandı. John’un merdivenlerden yuvarlanması geçmişte belirli bir zaman içinde olmuş olaydır ve geçmişte olup biten olayların anlatımı için Simple Past Tense geçmiş zaman ile kullanılır. Sıklık Zarfları Frequency Adverbs genellikle “used to” nun önünde kullanılır. Ama bazen “used ve “to” arasında da kullanılabilir. l always used to call him at nights. VeyaI used always to call him at nights. onu daima geceleri arardım. İNGİLİZCE’DE ÖRNEKLERLE WOULD’ KONU ANLATIMI Would’ yapısını da used to’ gibi geçmişteki alışkanlıklarımızı ve geçmişte tekrarlanan eylemleri anlatırken kullanırız. “Would” olumlu cümlelerde kullanımı Özne I, you, we, they, he, she, it + would + mastar fiil When I was a kid, my mother would overdress / used to overdress me even in summer time. Ben çocukken, annem beni yaz aylarında bile kalın giydirirdi. John would play / used to play football often before he had the operation. John ameliyat olmadan önce sıklıkla futbol oynardı. I would play / used to play computer games when I was a child. Çocukken her gün bilgisayar oyunları oynardım. Bu cümlede ise "would" kalıbı kullanıldığı için, artık oynamıyorum anlamı ifade etmez. Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi, used to ve would aynı şekilde kullanılabilir.“Would” olumsuz cümlelerde kullanımı Özne I, you, we, they, he, she, it + would not + mastar fiil I wouldn't eat / didn't use to eat meat when I was studying in college, because I was a vegetarian. Ben üniversitede okurken et yemezdim,çünkü vejeteryandım.DİKKAT! would’ ve used to’ anlam olarak geçmişte yaptığımız fakat şu an yapılmayan alışkanlıklardan ve geçmişte tekrarlanan eylemlerden söz ederken kullanılsa da; Would’ durum fiilleriyle stative verbs birlikte kullanılamaz. Stative verbs Durum bildiren fiiler believe, mean, think, imagine, know, realize, suppose, understand, doubt, agree etc. 'Used to’ hem durum fiileriyle hem de iş, oluş, hareket bildiren eylemlerle birlikte kullanılabilir. People used to think that the world was flat. İnsanlar eskiden dünyanın düz olduğunu düşünürlerdi. NOT Geçmişteki alışkanlıklarımızdan bahsederken Simple Past Tense geçmiş zaman kullanabiliriz. Bu durumda o süreci bildiren bir zaman zarfı kullanmalıyız. When I was a child, I went to Bodrum every summer İçinde bulunduğumuz ana ait alışkanlıkları ifade eder. Bu ifade daha çok kişinin tipik davranış biçimini ve özeliğini ifade eder. It is Friday. Jane will go to cinema this evening as usual. Geçmişteki alışkanlık “Simple Past Tense” ile de ifade edilebilir. Women wore very long dresses in the middle ages.= women used to wear very long dresses in the middle ages. He is no longer such a famous pop star, but just 3 years ago the young adored him.= used to adore BE / BECOME USED TO Şu anki alışkanlıklarımızdan,alışkanlık haline getirdiğimiz eylemlerden bahsederken Be Used To’ yapısını kullanırız. Anlam olarak used to’dan farklı olduğu gibi yapı olarak da farklıdır. To Be Used To + doing’ olarak kullanılır. Bir şeye alışkın olmak manasındadır. I am used to getting up early.Sabahları erken kalkmaya alıştım. My family has become used to living in a cosmopolitan city like Istanbul for many years Ailem İstanbul gibi bir kozmopolit şehirde yıllardır yaşamaya alışkındır. They were used to the heavy traffic when they were in London. Londra'da iken ağır trafiğe alışkınlardı. My family has become used to living in a cosmopolitan city like Istanbul for many years.Ailem İstanbul gibi bir kozmopolit şehirde yıllardır yaşamaya alışkındır. I have been living in London for 5 years. I am used to driving in traffic jams. Beş yıldır Londra’da trafikte araba sürmeye alışkınım.GET USED TO Bir eylemin alışkanlık sürecini ifade etmek için Get used to’ yapısını kullanırız. get used to doing’ olarak kullanılır. The new rules were quite different for them but they got used to them in a short time.Yeni kurallar onlar için oldukça farklıydı fakat kısa zamanda alıştılar. I have just started wearing contact lenses, so I am still getting used to wearing them. Numaralı lens takmaya başladım, bu yüzden hala kontakt lenslere alışmaya çalışıyorum. You'll soon get used to driving your new car. Kısa zaman sonra yeni arabanızı kullanmaya alışacaksınız. The new rules were quite different for them but they got used to them in a short time. Yeni kurallar onlar için oldukça farklıydı fakat kısa zamanda alıştılar. “get used to” normal bir fiil gibi her tense'te kullanılabilir ve kullanıldığı tense'in kuralına göre çekim görür. Ayni ifadeyi “get accustomed to + Ving” ilede ifade edebiliriz. The students will soon get used to the school and to their new friends. Talebeler çok geçmeden okula ve yeni arkadaşlarına alışacaklar.future After many years I got used to working in this factory. Yıllar sonra, bu fabrikada çalışmaya alıştım. past We are getting used to using computers. Biz, bilgisayar kullanmaya alışıyoruz. continuous INGILIZCE PREPOSITIONS OF MOVEMENT – HAREKET EDATLARI – TÜRKÇE KONU ANLATIMI İngilizce’de edatlar hareket kavramını ifade etmek amaçlı kullanılır. In English, we use prepositions to describe notions of movement. For example Örneğin across – from one side to the other side eg. She swam across the river. O nehrin karşısına karşı tarafına yüzdü. along – in a line; from one point to another eg. They’re walking along the beach. Onlar sahil boyunca yürüyor. down – from high to low eg. He ran down the hill. O tepeden aşağı koştu. into – entering something eg. The boy climbed into a box. Çocuk bir kutunun içine tırmandı. off – away from something eg. The cat jumped off the wall. Kedi duvardan uzağa atladı. onto – moving to a place eg. The passengers stepped onto the platform. Yolcular platformun üzerinde yürüdü. out of – leaving something eg. The bird flew out of its cage. Kuş kafesinden dışarı uçtu. over – above something eg. The pedestrian walked over the bridge. Yayalar köprünün üzerinde yürüdü. past – going near something eg. She walks past the post office on her way to work. İşe gidiş yolunda o postanenin yanından geçer. round – moving in a circle eg. Go round the monument and straight ahead to the park. Anıtın etrafından dön ve parka düz git. through – going from one point to another in the middle of something eg. You shouldn’t walk through the park at night. Geceleri parkın içinden geçmemelisin. to – towards something eg. I’m going to Australia for a holiday next month. Önümüzdeki ay Avustralya’ya tatile gidiyorum. PREPOSITIONS OF PLACE and MOVEMENT YER VE HAREKET BİLDİREN EDATLAR İn ... de, ... da, içinde anlamını verir. in a city, Şehirde in the sea Denizde in the east of Turkey Türkiye’nin doğusunda in a line Bir Çizgi de in a room Bir odada in a queue Bir Kuyrukta in a park Bir parkta in a row Bir sırada in the water Suyun içinde/ suda in a book Bir kitapta in a newspaper Bir gazetede in the sky Gökyüzünde in an armchair Bir koltukta in bed Yatakta in the rain Yağmurda in the snow Karda in the world Dünyada in the sun Güneşte At bir yerde at home Evde At airport Havaalanında at school Okulda At the front Önde at work without "the" İşte at the back Arkada at the cinema Sinema da at sea voyage Denizdeyolculuk için at the theatre Tiyatroda at the beginning of the street Sokağın başında at the party Partide At the end of the street, Sokağın sonunda At the station istasyonda At the meeting Toplantıda On üzerinde yüzeyinde anlamında. on the floor, Yerde on the wall Duvarda on the ceiling Tavanda on the table Masada on the chair Sandalyede On the shelf Rafta on the bed Yatağın üstünde on the cover Kapakta on page 7, Sayfa 7’de on an island Bir adada on the back page of the newspaper Gazetenin arka sayfasında On the front page of the newspaper Gazetenin ön sayfasında on a river Nehirin üstünde on the ground Yerde On earth Dünya da on her face Yüzünde on my nose Burnum da on the West coast of Turkey Türkiye’nin batı kıyısında From ten denbir yerden ayrılmak anlamında from work İşten from school without"the" Okuldan from the station İstasyondan from London Londra’dan From the airport Hava alanından From the home Evden Into e doğrubir şeyin içine doğru anlamında into the cinema Sinemanın içine into the car Arabanın içine pour water into the glass Bardağın içine into the street Sokağın içine out of dışarı çıkma anlamı verir come out of the cinema Sinemadan çık get out of the car Arabadan çık drink tea out of a cup bardağın dışından iç Come out of the school Okuldan çık round/around çevresinde, köşede anlamında. live round the corner köşede yaşamak have a hedge round the garden bahçenin edrafında çiti olma beyond ötede, ilerisinde anlamlarında beyond the river Nehrin ötesinde beyond the beach Plajin ötesinde by yanında anlamını verir by the sea Denizin yanında by the lake Gölün yanında past geçince anlamında past the post office Postaneyi geçince past the police station Polis merkezini geçince through bir şeyin içinden geçerek anlamında çevirilere dan anlamı verebilir. through the tunnel Tünelin içinden through customs Gümrükten through the woods Ormanın içinden through the town kasabadan throughout bütün bir alanı kaplama anlamı verir throughout the country Ülke genelinde throughout the world Dünya genelinde across bir uçtan diğer uca, bir taraftan diğer tarafa anlamında across the river Nehrin öbür tarafında across the street Sokağın diğer tarafı across the field, Tarla karşısındaki across the path patika boyunca along .. boyunca anlamında along the river Nehir boyunca along the road Yol boyunca along the corridor Koridor boyunca Along the beach Plaj boyunca among ikiden fazla öğeden oluşan bir grubun içinde among the crowd Kalabalığın arasında among the people İnsanlar arasında among the trees Ağaçlar arasında Among the homes Evlerin arasında between iki ya da daha fazla öğeden oluşan düzenli bir grubun arasında anlamını verir between you and me Aramızda between the teacher and the students Öğretmen ve öğrenciler arasında a treaty between the European countries Avrupa Ülkeleri arasında bir antlaşma Between Turkey and Syria Türkiye ve Suriye arasında up yukarı doğru anlamında. up the hill Tepeye doğru up the road Yola doğru up the wall Duvara doğru Up the mountain Dağa doğru down aşağı doğru anlamında. down the hill Tepeden aşağı down the road Yoldan aşağı down the river Nehirden aşağı Down to mountain Dağdan aşağı above = higher düzey olarak üzerinde, daha yüksekte anlamını verir. Nesneler birbirine değmez. above sea level Deniz seviyesinden above the average Ortalamanın üzerinde above the clouds Bulutların üstünde above zero Sıfırın üstünde the people above us Yukarımızdaki insanlar below = lower düzey olarak altında, daha aşağıda anlamını verir. below the surface of the sea Deniz yüzeyinin altında the people below us Aşağımızdaki insanlar below the clouds Bulutların altında below the average Ortalamanın altında below zero Sıfırın altında over bir nesnenin diğer bir nesnenin üzerinde olduğunu ifade eder. Nesneler birbirine değebilir. jump over the wall, Duvarın üzerinden atlamak a bridge over the river Nehrin üzerinde bir köprü a plane flying over the town Kasabanın üzerinden uçan bir uçak over 50 years of age 50 yaşın üstünde under bir nesnenin diğer bir nesnenin altında olduğunu ifade eder. Nesneler birbirine değebilir. under the table Masanın altında under the bridge, Köprünün altında under the bed Yatağın altında under 50 years of age 50 yaşın altında under water Suyun altında Under the house Evin altında against bir şeye dayamak, dayanmak anlamını verir. ayrıca karşısında anlamında da kullanılabilir put something against the wall duvara karşı bir şey koymak lean against the chair Sandalyeye yaslanmak opposite facing karşısında anlamını verir. the cinema opposite our house, Evimizin karşısındaki sinema sit opposite me Karşımda otur in front of bir nesnenin diğer bir nesnenin önünde olduğunu belirtir. the people in front of us Önümüzdeki insanlar in front of the cinema Sinemanın önünde in front of the tree Ağacın önünde in front of the house Evin önünde behind bir nesnenin diğer bir nesnenin arkasında olduğunu ifade eder. the people behind us, Arkamızdaki insanlar behind the tree Ağacın arkasında A garden behind the house Evin arkasında bir bahçe Behind the stove Fırının arkasında beside = next to yanında, yanına anlamlarını verir. sit beside me, Yanıma otur the restaurant beside our house Evimizin yanındaki restorant insideiçinde, içeride anlamlarını verir. inside the house Evin içinde inside the cave Mağaranın içinde inside the shop Dükkanın içinde İnside the car Arabanın içinde outside dışarıda, dışında anlamlarını verir. outside the house, Evin dışında outside the cave, Mağaranın dışında outside the shop Dükkanın dışında Outside the house Evin dışında - Opposite yerine American İngilizce’sinde across from kullanılır. There's a small restaurant opposite/across from our house Evimizin karşısında küçük bir restoran var. - Birinin hala yatmakta olduğunu ifade etmek için in bed kullanılır. Ancak yatağın üzerindeki bir nesneyi on the bed biçiminde ifade edebiliriz. It's already past 10 o'clock but he is still in bed. Saat 10’u zaten geçmiş ama hala yatakda. Don't put your jeans on my bed. Pantolonlarını yatağımın üzerine koyma. - "Denizde olmak, yüzmek..." anlamlarında in the sea, "denizde yolculukta olmak' anlamında ise at sea kullanılır. I like swimming in the sea rather than in a pool. Bu denizde yüzmekden ziyade havuzda yüzmek gibi. The sailors were bored, because they had been at sea for months. Denizciler sıkılmıştı. çünkü aylardır denizdeydiler. - "Nehirde yüzmek' anlamında in the river kullanılır. Ancak nehirdeki sandal, gemi, vb. taşıtlann durumunu ve bir nehir üzerine kurulmuş yerleşim merkezinin konumunu on the river biçiminde ifade edebiliriz. It is not safe to swim in this river because of the currents. Nehirde yüzmek akıntılardan dolayı güvenli değildir. Paris is on the river Seine. Paris Seine nehri üzerindedir. There were a few boats on the river. Nehir üzerinde bir kaç tekne vardı. - Ayrı ayrı iki nesnenin birbirlerinin önünde/ardasında olduğunu in front of/behind ile ifade ederiz. Ancak aynı zemin üzerinde önde/arkada derken at the front/at the back kullanılır. Örneğin sınıfın önünde ön tarafında demek için at the front of the classroom, sınıfın arkasında arka tarafında] demek için ise at the back of the classroom ifadelerini kullanmamız gerekir. We were sitting at the front of the cinema. Sinemanın önünde oturuyoruz Some students prefer to sit at the back of the classroom. Bazı öğrenciler sınıfın arka sıralarında oturmayı tercih ederler. Ancak, gazetenin ön sayfasında/arka sayfasında derken on the front/on the back page of the newspaper; ön sırada/arka sırada derken In the front row/in the back row kullanılır. Taxi/car için, arabanın içinde önde/arkada derken In the front/In the back of the car/taxi; diğer taşıtlar içinse on the front/on the back of the bus,. kullanılır. - Go, get, fly, drive gibi fiiller yönelme bildiren edat "to" ile kullanılır. He is going to Ankara today Bugün Ankara’ya gidiyor. When I got to work, I found everybody in a deep silence. İşe gittiğimde herkesi derin bir sessizlik içerisinde buldum Arrive fiili, village, town, city, country gibi bir yerleşim merkezine varmak anlammdaysa in; station, school, work, meeting,. gibi bir noktaya ya da aktiviteye varmak anlammdaysa at ile kullanılır We arrived to Ankara at dawn. Ankara’ya şafak vaktinde vardık I arrived at my destination rather early Hedefime oldukça erkenden vardım. Bu fiiller, home, abroad, here ve there ile kullanıldığında edat almaz. When will you come here again? Buraya tekrar ne zaman geleceksin? I've heard that you're going abroad next week. Gelecek hafta yurt dışına gideceğini duydum. When I got/arrived/went/came home, I was really tired. Eve vardığımda gerçekten yorgundum. Don't forget to call me as soon as you get there. oraya gittiğinde beni en kısa sürede aramayı unutma. "Varmak, ulaşmak' anlamında reach fiili edat almadan kullanılır. When I reached the hotel, I went straight to bed. Otele vardığımda doğruca yatağa gittim. INGILIZCE PHRASAL VERBS – ÖBEKSI FIILLER – TÜRKÇE KONU ANLATIMI Phrasal verbs are part of a large group of verbs called “multi-word verbs”. Phrasal verbs and other multi-word verbs are an important part of the English language. Multi-word verbs, including phrasal verbs, are very common, especially in spoken English. A multi-word verb is a verb like “pick up”, “turn on” or “get on with”. For convenience, many people refer to all multi-word verbs as phrasal verbs. These verbs consist of a “basic verb + another word or words”. The other words can be prepositions and/or adverbs. The two or three words that make up multi-word verbs form a short “phrase” – which is why these verbs are often all called “phrasal verbs”. The important thing to remember is that a multi-word verb is still a verb. “Get” is a verb, “get up”, is also a verb,but a different verb. “Get” and “get up” are two different verbs. They do not have the same meaning. So you should treat each multi-word verb as a separate verb, and learn it like any other verb. Öbeksi fiiller “multi-word verbs” çoklu-kelimeli fiiller denilen geniş fiiller grubunun bir parçasıdırlar. Öbeksi fiiller ve başka çoklu-kelimeli fiiller İngiliz dilinin önemli bir parçasını teşkil ederler. Çoklu-kelimeli fiiller, öbeksi fiiller dahil, özellikle konuşulan İngilizcede çok çoklu-kelimeli fiil, “pick up”, “turn on” veya “get on with” gibi bir olması açısından, bir çok kişi tüm çoklu-kelimeli fiilleri öbeksi fiiller olarak tanımlar. Bu fiiller bir “temel fiil + bir başka kelime veya kelimelerden” kelimeler edatlar ve/veya zarflar fiilleri oluşturan iki veya üç kelime, kısa bir “dizilimi” meydana getirirler – bunun içindir ki bu fiillere “öbeksi fiiller” phrasal verbs denir. Hatırlanması önemli olan şey, bir çoklu-kelimeli fiillin hala bir fiil olduğu olgusudur.”Get” bir fiildir.”Get up” da bir fiildir, başka bir fiil.”Get” ve “get up” iki farklı aynı anlamı dolayı her çoklu-kelimeli fiili ayrı birer fiil olarak göz önünde bulundurmalı, ve onları her hangi başka bir fiil gibi öğrenmelisiniz. NB Phrasal verbs are usually used informally in everyday speech as opposed to the more formal Latinate verbs, such as “to get together” rather than “to congregate”, “to put off” rather than “to postpone”, or “to get out” rather than “to exit”. They should be avoided in academic writing. NOT Öbeksi fiiller genellikle günlük konuşmada, daha resmi olan Latince kökenli fiillerin yerine, gayri resmi şekilde kullanılır.”To congregate” yerine “to get together” , “to postpone” yerine “to put off”, veya “to exit” yerine daha çok “to get out” gibi. Akademik yazımda kullanımlarından kaçınılmalıdır. Examples Örnekler move in = to move all your possessions into a place and start living there move in = bütün sahip olduğunuz şeyleri bir yere taşımak ve orada yaşamaya başlamak. Lara moved in to her new apartment last week. Lara geçen hafta yeni apartman dairesine taşındı get on with = have a good relationship with get on with = o kişiler ile iyi bir ilişkiye sahip olmak. I get on well with my sisters. Ben kız kardeşlerim ile iyi geçiniyorum sit down = to sit on something sit down = bir şeyin üstünde oturmak. Please sit down and make yourself comfortable. Lütfen oturun ve rahat olun put up with = tolerate put up with = tolere etmek. I don’t know how you put up with your annoying neighbours. Rahatsız edici komşularını nasıl tolere edebildiğini anlamıyorum go away = go somewhere else to stay for a while go away = orada bir süre kalmak için başka bir yere gitmek. We’re going away to Brighton this weekend. Bu hafta orada bir süre kalmak için Brighton’a gideceğiz. give up = stop doing something give up = bir şeyi yapmayı bırakmak. I gave up smoking last year. Geçen sene sigara içmeyi bıraktım turn up = arrive turn up = varmak Four thousand people turned up for the protest. Dörtbin kişi protesto için ortaya çıktı go on = continue go on = devam etmek I’ll go on studying until I’m a professor. Profesör olana kadar okumaya devam edeceğim take off = remove clothes/ leave the ground take off = elbiseleri çıkarmak / yerden havalanmak When she got home, she took off her coat and shoes. / The plane takes off at 2pm. Eve geldiğinde, palto ve ayakkabılarını çıkardı / Uçak saat 1400’de kalkacak go back = return go back = geri dönmek. When I finish my university studies, I’ll go back to my home town. Üniversite çalışmalarımı bitirdiğim vakit, memleketime döneceğim

prepositions of movement konu anlatımı